Mcdonaldsin terasi. Onunla konusuyoruz. Aksam eve donen adimlar bile hareketlendiremiyor karsi caddeyi. Agliyor. Arkasindaki agaclar da goruntuye girince o kadar yesil gorunuyor ki, elinin tersiyle sildigi gozyaslarinin yesil akmamasina sasiriyorum. Ellerine biriken islakliklarin ne istedigini biliyorum. Neye ihtiyaci oldugunu. Ama bilmem bir ise yaramiyor. Gozunden yaslar gidiyor ama elimden bir sey gelmiyor. Caddeden gelenleri ve gidenleri izliyorum. Onumuzde dondurma. Onunki cikolatali benimki karamelli. Masanin altindaki ayaklarimiz birbirine yakin, ayakkabilarimiz ayni. Seneleri iki ucu oklu bir dogruda gecirdik. Bazen sonsuza uzadik bazen merkezde kenetlendik. Bu yuzden masanin altinda surekli yer degistiren ayaklarimizin kaplari ayni ama kalktigimizda sadece onun ayagi terlemis olucak. Simdi sadece onun yedigi dondurmanin tuzlu oldugu gibi..
Aslinda cozumun basit oldugu anlar azdir, ve onun sadece tek bir seye ihtiyaci vardir; gitmek. Ama o da ben de biliyoruz ki gitmek cozumun sadece sonucu.
Dondurmasinin dibinden visne cikiyor.
İste o visnenin oraya nasi girdigi bizi daha cok ilgilendiriyor. Nasil her seyden uzaklasip, sirtini bir brovniye dayayip karsisindaki beyaz denizi izlicek? Nasil tum kliselerinden, tum sikintilarindan, gundelik kendinden, kocaman bir adim atmasini engelleyen sabahlarindan ve gecelerinden kurtulup kendini bir dondurmanin icine gizleyecek, tek basina, sakin, huzurlu, tuzsuz, sekerli..Belki muzigi daha iyi hissedebilmesi icin belki de kendini daha iyi hissedebilmesi icin. Tum cabalar iyi olmaya yonelikse, bir konusmanin ilk cumlesinde karsidakinin iyi olma durumu merak konusuysa, o da yemyesil bir iyiyim diyebilmeli. Balkondan gordukleri sadece ona ait olabilmeli, okuduklari onu sikistirmamali, izledikleri saat-sinir tanimamali, aksam yaptigi kahvaltisinin peyniri kuflenmis olabilmeli.
Ya giderken uzaklasmali gunden, ya da kalirken yurumeli icinden.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder