Perşembe, Ağustos 26, 2010

Metroda

Metroda önünde biri duruyordur. Saçları arkadan gevşek bir şekilde bağlanmıştır, dalgalıdır. Şarkıyı söyleyenin bir an o olduğunu sanırsın. İki durak sonra iner. Zaten birinin güzel gelmesi için onu metroda, otobüste, yolda görmek gerekir. Ben de dışardan bakan biri için hoş  görünüyor olabilirim ama makinist ani fren yaptığında dengede duramayıp kafamı reklam panosuna çarparım. Ben de kareye girdiğimde güzelimdir ama nerden bilsin benim 'avasküler lenfatik malformasyon'umu, yürüken bile dengemi kaybettiğimi, asimetrik, bi garip olduğumu.. İşte bilmemek kareyi tamamlar.

Televizyonuma 2007

Televizyonuma reyting aygıtı takmış olabilirler mi acaba, ne zaman bir kanala takılıp eğlenmeye başlasam kahkahalar atsam reklam veriyorlar. Tabii ki yarım daire şeklindeki gülümsemem yüzümde donmuyor; çünkü o kredi kartı reklamlarındaki avantaj adası çıkıyor her seferinde. Kamera adayı uzaktan gösterirken ani bir hareketle aşağı inip adanın suyun altındaki kısmını da  gösteriyor ve ben de kamerayla aynı anda kafamı aşağı çekiyorum. Çok gerçekçi oluyor. Suya dalan kamera değil de benim kafammış gibi.


Şimdi kucağımda havlu, saçlarımı tarıyorum. Ayreon çalıyor-voices. Odadan eli silahlı bir adam çıksa bile şu  anki soğukkanlılığımı korurmuşum gibime geliyor. 'Soğuk su ister misin?' Sayet iyiniyetimi anlamazsa, ona da geçen gün metrodaki güvenlik görevlisine yaptığımı yapacağımı bilir. Kart hakkımı kullanmak için 5 dakikanın dolmasını beklerken kenarda ücretsiz dağıtılan büyükşehir belediyesi gazetelerine bakıyım dedim. O da bana bakmaya başladı. Neden almıyordum ki, ne de olsa ücretsizdi, mal mıydım neydim? Sırtımda da kocaman çanta vardı , kesin bomba taşıyordum. Güvenlik görevlisinin düşünceleri elimdeki gazetenin 3. sayfasında 5 satırlık bir yer kaplıyordu. Gazeteyi bıraktım, saate baktım, o da bana baktı. Ani bir hareketle turnikelerin üstünden atlayınca, koşarak yanıma geldi. Tam o sırada gürültü ve rüzgarla birlikte metro da istasyona girdi. Kapı açılır açılmaz atladım içeriye. Kapı hemen kapandı, adam kapıya vururken yine arkamızda rüzgar ve ses bırakarak uzaklaştık.


Evet sallıyorum ama şarkı da çoktan bitti. Sadece söylemek istediğim şu ki çok güzel bir televizyon programı izlerken, gülerken, eğlenirken ıssız bir kredi kartı adasına düşebilirsiniz hem de eli silahlı ve dedektörlü adamlarla birlikte. Hayat böyle gel-gitlere dolu. 'Soğuk su ister misiniz?'

Susam 2007

Susam aradı. Tarağıyla mamasını almış ve evden kaçmış. Bütün bu olanlardan beni sorumlu tuttuğu için de gördüğü ilk ankesörlü telefondan beni arıyor. Bir an önce kredi kartıyla bir otobüs bileti alıp ona göndermemi emrediyor. Sinirli. Öyle hızlı nefes alıp veriyor ki patisiyle tuttuğu ahizenin nasıl mama koktuğunu tahmin edebiliyorum. Neler saçmaladığının farkında mısın dostum?! demek istiyorum ama ikimizin de selameti için sesimi çıkarmıyorum. Sadece bagajda ücretsiz gelebileceğini söylüyorum. Bu bile 'sokaklara düşmüş zavallı dişi' düşüncesinin oluşmasına, çoktan oluşmuşsa da pekişmesine sebep oluyor. Kaç yıldır o bagajlarda havasızlıkla, sıcakla ve soğukla boğuşarak peşimden geliyormuş, farkında mıymışım? Bagajın kapısı kapandıktan sonra o bavulların hepsi birlik olup onu nasıl da dışlıyorlarmış, 'ayaklı bavul' diye dalga geçiyorlarmış haberim var mıymış? Uzaklaştırıyorum telefonu kulağımdan. Tırnaklarının çıkmaya başladığını hissediyorum. 'Evde badana yapıyorlar, koku beni mahvediyor, herkesin hassas olduğu noktalar vardır, burnumu mu koparıp atiyim, napiim, söyle!'derken tam da tahmin ettiğim gibi ahize patisinden düşüyor. 'tırnaklarını kontrol etmeyi öğrensen önce..'diyorum, tabii ki içimden. Ahizeyi yerden alıyor. 'Tamam' diyorum orda bekle biletini alıp sana haber vericem, bi yere ayrılma' homurdanarak kapatıyor telefonu. Babamı arıyorum, susamın yerini söylüyorum. Bugün yarın yeniden arıcak, bir şeyler yapmalıyım, bir ahize susturucusu, bir kulaklık, ne biliyim 'evet, üzgünüm, haklısın..' şeklinde bir bant kaydı..

Bir

Bir parcam var, benden uzakta yasar. Bir elmanin iki yarisi gibi degil, ayni cuvaldaki iki elma gibi degil, farkli agaclarda yasayan ama hep birbirine bakan elmalar gibi. Ya da karpuz..farketmez.
Minicik bedeninde kopan firtinalari hissederim. Sokaklarda yururken kizginligi kadar kiloyla asfalta basan ayaklarini. Anlarim ya da anlayamam ama bilirim gecislerini, duraklamali ya da transit, seyahat halindeki dusuncelerini.


Ayda bir ya da iki ayda bir yaptigimiz bulusmalarda, 8 tane banki kendi iclerinde kombine ederek, onumuze kah dagi kah sehri alarak saatler sonra da gunler deviririz. Bize anlam katan onlarca sarki vardir, ozenle secilmis, ayri ayri olusturulmus ve birlestirilmis. Bizim onlari degil de onlarin bizi dinledigini dusundugum bir suru sarki..


Astral yolculugun daha paylasimci olanini uygulariz, ruhlarimizi kaldiririz uykularindan 'hadi atla, gidiyoruz!' der biri digerine. Gezgin ruhlarimiz yol masrafi olmayan bu yolculuklara bayilir. Belki Kambocya-Vietnam ya da Arjantin-Brezilya seferlerine katilamadik ama uhrevi benzinimizle yine de guzel yerlere gittigimizi soyleyebilirim. 


Topraktan gelmistir ama topraga bagimli yasamak pek de hosuna gitmez. Yerkurenin hemen altindan bizi miknatisla kontrol eden guce direnmek ister. El yazisi gibi kisiye ozel bir uzantisi olsa herkesin, notalardan olussa, onunki arpejlerden olusurdu belki de. Bu sadelige ve yumusakliga inat bazen bolsevik idealistleri gibi sorgulayislari, bas kaldirislariyla gelir sekiz banktan birine. 


Cikolatayi cok sever, onceden de dedigim gibi o dondurmasini cikolatali yer ben karamelli. 'cok tatli olmuyor mu karamelli?'der. Fikirlerime deger verir, kalabalik bir monuden icecek secerken bana ters dusmez. 


Huzur onu rahatlatir. uzaktan, bir odadan bir odaya evin temeline hicbir baski yapmayan hafiflikteki adimlarini hissederim. 


Hayallerimize ne kadar yaklasmisizdir tartisilir ama heyecan ve sikintiyla gelen ani dusunceleri, sonradan donustugu sakin sekliyle ona daha cok yakisir. Bazi durumlar onu spiral gibi icine ceker. Bazi durumlarda da kendi, donerek gelen firtinayi icine ceker. Kendi doner, basi doner, nevri doner, dusucek dedigim anda bir nefes ceker icine ve kaldirir basini. Bekler, bekler..Odadan odaya gecer. Sokaklari solur. Notalari yakalar, en sakin aninda dusundugu seylerle, aldigi kararlarla en makulunu yakalar.


Alisverisi cok sever, arada 'artik o kadar onemli degil benim icin' dese de bir pantolon, bir de tisort onu kendine getirir. teknik detay onemli degildir onun icin. bilimsel sebeptense duygusal sonuc agir basar. 


Birbirimizin karsisinda buzlu camdan olusmuscasina seffafizdir. gulerken catlatiriz bazen cami, aslinda edebi yonunu bir kenara birakirsak gotu dagitiriz iste. 


O yurumeyi sever ben dolmusa binmeyi. ama ben istedigimde beni kirmaz dolmusa biner, o istediginde ben de yururum. Yemek yemeyi cok sevmez ama aclik krizlerimde hep yanimdadir. O small giyer ben medium, ama rica etsem bir beden buyuk alir tisortunu ben de giyebileyim diye. İdeale yaklastirir boyle fedakarliklar iliskimizi. pek mutlu oluruz beraberken. aglasak da gulsek de.


Sikinti denilen sey, kaynama noktasina ulasmis bir su gibidir onun yaninda, anlatirsin, dinletirsin, ucar gider. Cozum yollari onemini yitirir, bilmesi bile sorunu emmesi demektir. Ben anlattim biraz da o dusunsundur artik.


Biz iki parca enteresan bir bilesimizdir, farkli sehirlerde farkli agaclarda yasariz ama birbirimizi toprak yakinliginda hissederiz. Aylik randevularimizi da hic aksatmayiz. Bir arada mutluyuzdur, bazen sebepleri farkli da olsa sonucta ortak paydaya biner, ruzgari da arkamiza alir ucarak gideriz.

Evde 2007

Evde güneş gözlükleriyle oturuyorum. Böyle  zamanlarda ya mutluluktan güneşlenme pozisyonunda yatağa uzanmışımdır; bu dündü, ya da gözümün hiçbir şeyi görmek istemeyeceği kadar mutsuzumdur, bu da bugünü anlatıyor.

Bozcaada 2007

Bozcaada: Burası her ne kadar market-pansiyon-yönetim-asayiş olarak Türk asıllı da olsa her tarafı üzüm ve haliyle şarap kokan bir Yunan adasına daha çok yaklaşmakta. Pekin ördekleriyle koyu sohbetler şeklinde geçen Güzelyalı gecesinden sonra Truva civarında kalıntılara bakıp eski yunanların m.ö. nasıl sıçtıklarını tahmin ederek geç kaldığımız feribotla son dakikada bozcaadaya geçtik. Adada 2. gecem ve annem benim ingilizce konuşabileceğimi iddia ediyor.


Dün Susam telefon edip beni çok özlediğini bir an önce gelip suyunu temizlemezsem yatağıma yapıp üzerine de pikeyi çekeceğini söyledi. Bu da blöf. Ama telefon konuşmasının sonlarına doğru ağlamaya başlayınca ben de çok duygulandım. Benim doldurduğum sevgi tabaklarını doymamacasına silip süpürmesi insanların benzer davranışlarının aksine çok hoşuma gidiyor. İnsanlarda yalnız olan saygıyı hakediyor, susamlarda da birlikte olan. İnsanlarda listesinde başı sevgi ve sevgili çekmeyen, bir beklenti üst sınırı olan, yakınındakileri de bu sınıra göre kutucuklara yerleştirmiş olan. Hayat işte böyle devam eder. Hafif dalgalanmalar dışında ani reaksiyonlar görmez tablo.


Bazı insanlar, sanırım, üstü örtülmemiş egolarıyla, herkesi anlama ve aynı herkes tarafından beğenilme yetenekleri olduğunu düşünüyorlar.


İnsan insanı anlamaz, insan insanı beğenmez.


İnsan kendini de anlamaz ama beğendiği sadece kendisidir.


İşte bu yüzden susam telefon ettiğinde pek bir seviniyorum. O benim insansız tek parçam. Ayaklı insansavarım. Ona metanetli olmasıı söylüyorum. Bir de bu ayrılığın bizi birbirimize daha çok yakınlaştıracağını. Ve telefonu kapatıyoruz.


Adaya geldiğimden beri ice-tea içemiyorum, kağıda yazmak da çok garip geldi.


Ayreon day 4-Mystery:  Ben komaya girsem, susam gelip patisini elime koysa uyanırım. Bu olmasa da 4. günde kesin uyanırım.


Ayreon day 10-Memories:  Başkalarının anılarına çok meraklı değilimdir ama onuncu günde bir daha uyanırım.


Ayreon day 14-Accident?:  Hayatta her şey olası. Komada da keza öyle. Bir de bunu deneyin. Klavye solosunun üzerimde yarattığı etki Jeux D'enfants filmindeki Julien in baygınlık anında suda kendisiyle boğuşup yüzeye nefes nefese çıkma anı ya da Snatch te Brad Pitt'in yumruğu yedikten ve düştükten sonra benzer suda kendini art arda kaybedip bulması ve yüzeye çıkması şeklinde olacaktır.


Ayreon day 19-Disclosure: Yaşasın hayattayım! Ben mutluyum, sevenlerim mutlu, doktorlar mutlu ve en önemlisi Susam mutlu!

Angra

Angra-Shadow Hunter: Ulke topraklarinin yanindan geciyoruz. Bir ulkenin bekasi icin binlerce can mi verilir yoksa bir cani yasamak icin idealler birakilir, ulkeler mi terkedilir. Hangisi merkeze alinmalidir, hangisinin yanindan arabayla gecilmelidir..İdealler mi esastir, hayat mi? 


Angra-No Pain For The Dead: Aycicekleri gunesin onderliginde toplanti yapiyor. Tam toplantinin en onemli gundem maddesi konusulurken bi bakiyorum Susam on ayaklariyla arka ayaklari arasini yarimsar metre acan adimlarla tum ayciceklerinin ustunden geciyor. Pek bir mutlu. Durumun ciddiyetinin farkinda degil. Zaten en olmadık zamanlarda uçarılıklar yapacak kadar kendini bilmezdir. Onu evde biraktim, son kare, pencereden dislerini gostererek cikardigi 'miyav'. Blof yapiyor. 'Beni birakma' ile 'İntikam soğuk yenen bir yemektir' arasinda gidip geliyor pencerede. Aglamamak icin bakmiyorum, biniyorum arabaya ve aycicegi tarlasinin yanindan geciyoruz.


Shadow Gallery-Cliffhanger: Klavye dinlerken ben de ucmaya basliyorum ayciceklerinin ustunden, gunes haliyle buna cok kiziyor. Susam kis kis guluyor. Aycicekleri tepkisiz, gunese bakiyorlar. Cisim geliyor, klavye dinlerken, calarken. Klavye lafini duydugumda, soyledigimde. aycicekleri neden sapsari die dusunuyorum. bir supurgem eksik sanıyorum. 

McDonalds'ın

Mcdonaldsin terasi. Onunla konusuyoruz. Aksam eve donen adimlar bile hareketlendiremiyor karsi caddeyi. Agliyor. Arkasindaki agaclar da goruntuye girince o kadar yesil gorunuyor ki, elinin tersiyle sildigi gozyaslarinin yesil akmamasina sasiriyorum. Ellerine biriken islakliklarin ne istedigini biliyorum. Neye ihtiyaci oldugunu. Ama bilmem bir ise yaramiyor. Gozunden yaslar gidiyor ama elimden bir sey gelmiyor. Caddeden gelenleri ve gidenleri izliyorum. Onumuzde dondurma. Onunki cikolatali benimki karamelli. Masanin altindaki ayaklarimiz birbirine yakin, ayakkabilarimiz ayni. Seneleri iki ucu oklu bir dogruda gecirdik. Bazen sonsuza uzadik bazen merkezde kenetlendik. Bu yuzden masanin altinda surekli yer degistiren ayaklarimizin kaplari ayni ama kalktigimizda sadece onun ayagi terlemis olucak. Simdi sadece onun yedigi dondurmanin tuzlu oldugu gibi..


Aslinda cozumun basit oldugu anlar azdir, ve onun sadece tek bir seye ihtiyaci vardir; gitmek. Ama o da ben de biliyoruz ki gitmek cozumun sadece sonucu. 


Dondurmasinin dibinden visne cikiyor.


İste o visnenin oraya nasi girdigi bizi daha cok ilgilendiriyor. Nasil her seyden uzaklasip, sirtini bir brovniye dayayip karsisindaki beyaz denizi izlicek? Nasil tum kliselerinden, tum sikintilarindan, gundelik kendinden, kocaman bir adim atmasini engelleyen sabahlarindan ve gecelerinden kurtulup kendini bir dondurmanin icine gizleyecek, tek basina, sakin, huzurlu, tuzsuz, sekerli..Belki muzigi daha iyi hissedebilmesi icin belki de kendini daha iyi hissedebilmesi icin. Tum cabalar iyi olmaya yonelikse, bir konusmanin ilk cumlesinde karsidakinin iyi olma durumu merak konusuysa, o da yemyesil bir iyiyim diyebilmeli. Balkondan gordukleri sadece ona ait olabilmeli, okuduklari onu sikistirmamali, izledikleri saat-sinir tanimamali, aksam yaptigi kahvaltisinin peyniri kuflenmis olabilmeli. 


Ya giderken uzaklasmali gunden, ya da kalirken yurumeli icinden.

Giriş

Giris


Gelisme


Sonuc,
Girizgah bolumu disinda bende ne bi gelisme var ne de bi sonuca varma.. Annemin her yaklasan ayak sesini duydugumda bana yiyecek getirdigini dusunmemle, mesela simdi de elinde bi tabak barbunya oldugunu gormem bir oluyor. Ailemin yanindayken sicak bir yaz gununde buyuk bir ucagin kanatlarinin altindaki golgede oturuyor gibiyim. Ama anlamsiz ve bos gozlerle izliyorum etrafi. Her zaman o anlamli diger yanimla beraber dolasamiyoruz tabii. Ailemin yanina gelicegim zamanlar, 'tek basinaligin' yaninda promosyon olarak gelen agirbaslilik ve surekli dusunceye dalma hali, benimle gelmemeyi tercih ediyor. Ben de kabul ediyorum, onu Ankara'da birakiyorum. Zaten Susam bana yol arkadasligi yapiyor. Khacet yok. 


Ucaktan ara ara birileri inip yiyecek, icecek getiriyor iste, kapladigim alan icin de kira istemiyolar, eh yani..


Kredi karti borcum 2 senelik odenmeyen kablolu borcunun 4 kati. Susama surekli tembihliyorum ama cok kitap okuyor, mamasi da mutemadiyen bitiyor. Ona bi avukatin yaninda is bulmam lazim, kendi masraflarini  cikarmali. Ekranda gordugum meblagin bunyemde yarattigi kisa sureli sokun tesirini gecirmek icin yoga yaptim, sonuc olarak sokun ilk vurgunu yerini suresiz bir 'hassiktir' e birakti. Boylece ilk sonucuma ulasmis oldum. Demek ki elimde bi giris var bi de arada sirada duvarin arkasindan cikip nanik yapan sonuc. 


Evet bunu istiyorum zaten. biri telefonda konusur, ben o an oturuyor gibi gorunsem de kafamda olasiliklari degerlendiririm. Hep bir tanesine daha fazla yatirim yapip, spekulasyonlari da  inceledikten sonra, olmasi muhtemel olaylarin bir listesini cikaririm. Sonra o gelir bana telefon konusmasini anlatir, hala oturuyorumdur.


Hic trajedik degil. Kim soylemisti; hayat hissedenler icin trajedi, dusunenler icin eglencedir. Ben artik dusunuyorum, ve bu solitaire oynamaktan cok daha eglenceli. Ankarada'ki benle ortagiz bu oyunda, bazen hic yardimci olmaz gerci ama bazen de 'izle simdi' der ve egosunu atar ortalik yere. Oyle ya da boyle, biz artik yakamoz gordugumuzde kime hangi sevgi sozcuklerini fisildayacagimizi degil, ayin binbir parcaya bolunmus yuzunun ne zaman yuzmeyi ogrendigini dusunuyoruz. Dusunuyoruz ki variz ve mutluyuz. 


Bunun disinda kalanlar artik insan sacmasi geliyor. D, uretmemek icin bir cicek tarlasindan toplanip kulaga takilan duygu susleri. Ha bunu bu sekilde insanlarin yuzune soylemiyoruz, yaptigimiz isin ciddiyetini bozucak tepkiler vericeklerdir, hatta daha da fazlasi..Toplumsal statumuzu icerden alabora ettiysek de hala pazar sabahlari ekmek almaya ciktigimizda komsularla merhabalasma ihtiyaci duymamiz lazim. Gerci Ankara'da kalan yarim pek sevmez bole seyleri, yabanidir biraz. Ben durumu idare ediyorum iste. Bize gore edebiyat metinlerindeki o gelisme kisimlari iste bu sebeplerden oturu imha edilmelidir. Giris gelismez cunku ve sonuca da merdiven dayamaz. İlkokuldan beri bunu goren insanlar da mektepte ogrendiklerini tatbik etmek icin her anlattiklarini gelistirerek cikis cumlesine dal ve budak takiyorlar. Bir islik caliyorlar, butun kelimeler yarisarak geliyor. İste biz bunu gercekten hic tasvip etmiyoruz Ankarada'ki benle. Sebeple sonucu soylesinler, biz illiyet bagini sayet gerekliyse, kurariz.  Mesela benim buraya yazdigim her sey 1 haftalik dusuncelerimi gevis getirmekten bunalıp kusma istegimden ileri gelmektedir. Hepsi tabii ki bu kadar degil, susamin dusunusleri var, diger benin muhakemeleri var, 'etrafimda degil maalesef icimde yasayan' insanlarin zirvalari var, yolda gorduklerim, televizyonda izlediklerim, ac karnina dinlediklerim, okuduklarim vs vs, ama kafa karistirmaya gerek yok, genel hatlariyla agzimdan ziplayanlar bunlar. Gerisini, anlatirken yorulmamak icin degil sacmalamamak icin almiyorum bunyeme. Almiyoruz; susam, ben, diger ben.

Geceleri 2007

Geceleri sevmiyorum. Gunun en zararli bolumu. Uykusuzlugun onumuze serdigi geceye ait her sey zararli hem de. Gece dusunmek zararli, gece konusmak zararli, gece televizyon izlemek zararli, gece okumak zararli, yemek yemek bile gece zararli; her kalori ustune yapisiyor. Bu zararlari bertaraf etmek icin uyku denilen bir de ilac var. İste kendimi kendimden ve baskalarindan korumak icin ben de her gun cok gec olmadan bu ilaci aliyorum. Ac karnina daha iyi geliyor. Sabah oldugunda gecenin uyusturdugu beyin aciliyor, duygularin uzerine atilan kalin ortu de yavas yavas cekiliyor. Aba-rti ortusu..(aba+) pencereden gorunen her sey daha da basitlesiyor. bu basitligi seviyorum. İcim bulanik, cevrem basit olsun. esit olmadiklari halde bir denge yakalasinlar.


Bikac gundur disardaydim o yuzden yazamadim der gibi, bikac gundur mutluyum, yazamamanin sebebi bu. Bir keresinde ankarada bunu tartismistik. yaratabilmek icin belli bir dozda melankoli mi gerekir diye..İlacim bitti diye krize girenler gibi uykusunu bulamamis, hafif arabesk bir zeminde kayanlar mutsuzluk kostumu giyip oynayanlarin yaninda nasil durur..sonra 'sen benimle oldugun sure icinde kac beste yaptim..' demisti. Bu bir karsi gorus muydu yoksa bir itiraf miydi bilmiyorum. Bildigim su ki, ben mutsuzken ne yapicagimi, mutsuzluk gittiginde de ne yazicagimi bilemem. Ama bunun icin geceye sarilmam.


Basit cumlelerle konusup bilesik cumlelerle yazmayi seviyorum. Geceleri sevmiyorum. 


Cok anlamlidir benim icin bi 'cisim geldi' demek bi 'ice tea icmem gerek' demek, gerisi bana kalmali. Daha uzununu kurmaya calistigimda sadece ona odaklanabildigim icin baska seyler dusunmeye yarayan degerli zamanimdan calmak istemem. Baskalarinin da soylemesi gereken onemli seyleri kapsayan zamanlarini heba etmemis olurum boylece. Cok tasarrufluyumdur. Suyu da dikkatli kullanirim. Bunlardan arta kalan zamanda da izliyorum, okunanlarin yazilanlarin dusunulenlerin nasil reklami yapiliyor, ilgi ve ciddiye alinma karsiliginda pazarlaniyor bilgiler. Bilgime karsilik ilgin. ara ara cikip gelisimini gostermeye merakli bocekler turuyor.


Ama beklenen de bu zaten, diger turlusu sasirtir elbet. Bazi insanlarda ezberlediklerimi yasiyorum. Ne soylenecegi, ne yazilacagi, cumlelerin ne sebeple nasil degisecegi, neleri gostermek icin cabalara girisilecegi..Cizdiklerimin ustunden geciyorum. İnsan beni yoruyor. Kendimi yasadikca benim gibi olan insandan tiksiniyorum, insani yasadikca da kendimi seviyorum. İcimde hem bi nihilist hem de bi narsist yetisiyor. Ama tam buyumeden cikmasina izin vermem. Hatta icimde buyuyolarsa, icimde yasayip icimde olsunler. Reklami yapilacak kadar degerli degil icimdeki copluk.

Dün 2007

Dunun inadina sabah arinmis bir sekilde kalktim, garip bir sekilde dinctim ve bundan daha da garip bir sekilde hemen ders calismak istedim. Hatta sandvic ve kahvemi bitirdikten sonra hemen dislerimi fircaladim, dusun..İnsan perdeyi aralayinca bazi seyler eskisinden daha net gorunuyor. Ya da yatip kalkinca, uyuyup uyaninca, uyurken beyni bedenine rusvet verip onu rahatladigina inandirinca, beden de gorevini ifa edince..Hicbir seyi halletmemistim, hicbir yerimi duzeltmemisim ya da kimsenin bi yerlerini duzeltmesini beklemeye kendimce karar vermemistim, sabah sabah bu huzur da nerden geliyordu?..


Childhood actim, icimdeki gozumu acmama kurulu radyo bugun de beni ayreonla uyandirmisti. Hava kapaliydi, hala oyle, yesil bitki ortusunun ustune bardaktan ya da dus basligindan bosalir gibi yagmur yagdi, sonra ayni anda gunes de yuzunu gosterdi. 


Cografya dersini almaya basladigimdan beri ekvatoral bolgede ya da muson ikliminde yasamak istemisimdir, kuru cikip islak gelmek eve. Bir daha izlenmek istenen filmlerin videoya cekilmesi gibi bir daha yasanmak istenen iklimleri de kaydedebilsek, istedigimizde tekrar ve tekrar calistirsak.


Susam gok gurultusunden korkmuyormus bunu anladim. Yagmurdan bile daha fazla korktugunu gorunce de cok sasirmadim. Bir ara tuvalete gitmek bahanesiyle kitap okurken -sinavlar kitap okumanin bile mesrulugunu yok ediyor, gecerli bir bahane bulmam gerekiyor- tum evi sarsan bi gok gurultusu geldi. Sanki bir sarkinin basi ya da sonu gibi, ama bu kadar stereo olamazdi sanirim. Gokyuzunun her yerine yerlestirilmis dev amfilerden gelen bir ses. Susamda yine tik yoktu. Kopekler bile kuvete saklanirmis.. Bazen onunla gurur duyuyorum. 


Neyse kredi kartimin da bir kismini yatirdim bugun, geriye 2 yildir odenmeyen kablolu borcu kaliyor. İhtar zarfinda yazan, odenmedigi takdirde yasal yollara basvurulacagi kafami kurcaladi, icra-iflas dersi icin guzel bir pratik olsa gerek. 


Sabahki arinmisligimin ustune yavas yavas dusuncelerimi giymeye basladim, annesinin karnindan saf bir sekilde cikip da yillar ile kirlenen insanlar gibi..Dusuncelerim sanki beni kirletiyor. Ustume cay dokulmus gibi hissediyorum ya da disimde yemek artigi kalmis gibi. Neyse hic degilse bir kismini kagida surmus oldum, kalanlari yagmurda silkelemek cok romantik olucagi icin, simdilik idare edicem, diger sabaha az kaldi. Umarim beynim rusvet konusunda comerttir.

Tüm gün 2006

"Tum gun disarda orasi benim burasi senin surundukten ve calismaya calistiktan ve sinava girdikten, oncesinde bi dolmus soforuyle tartistiktan ve bana guzel gelen bi yuz gordukten ve basim agridiktan ve midem bulandiktan ve usudukten ve terledikten sonra allak bullak hissetmekle yorgunluktan bir sey dusunememek arasinda etikle gutik kinyasla kayra arasinda aglamakla gulmek mutlulukla mutsuzluk arasinda, uzansam yataga diyorum, bin yillik uykularimdan bir tanesine..bundan sonra zihnim ve bedenim geriye donusu olmicak sekilde yormadan beni..uyusam gitsem.."


Bunlari yazdiktan sora yattim, hava cok sicakti, susam yanima yanasmadi, yaklasik 9 saat uyudum, yataktan kalkmadan biraz kitap okudum, gecikmis su faturasini yatirmam gerekiyordu, ciktim kendimle disari. belki muzik dinleseydim yururken daha az dusunurdum ama az ve kaliteli dusunceler bile cok ama gereksiz dusuncelerden daha yikici oluyor. 


Nerde kaldigimi dusundum, hayatimda birkac tane 'o' var, dogduklarinda ebeveynlerinin taktiklari isimlerle bahsetmek istemem burda, renk ismi vermek de istemem, gazete adi vermek hic istemem, hepsi icin irili ufakli 'o' lar kullanicam. İste onlardan biri, en son dun ben ona yeni cikardigim parcayi calarken dondurmasini yemekle mesguldu, beni dinlemiyor bazen. Sonra aglamak istedim, bikac senenin yasattiklariyla, dokunmak istedim ama emin olamadim, kendimden, ondan, elimden, bakisindan..kosa kosa atladigin bir suda bogulmak, ama zaman zaman!..icinde bulundugum bulanmislik yazmadigim surece beni rahatsiz ederdi ama simdi bunun basindan kalktiktan sonra nasil olucagimi kestiremiyorum.


Faturayi yatirdim, ciktim, karsidan karsiya grup halinde gecerken, hizla gelen ambulansin soforu olup icinde bulundugum grubu ezip gectigimi dusundum..sonra onlari eger parcalanmadilarsa yine hastaneye tasimasi gerekenin de ben oldugumu dusununce bu dusuncemden de vazgectim. hava hala cok sicakti.karsilikli apartmanlarin oldugu yoldan gecerken bir tarafa gunesin vurdugunu, diger taraf evlerin de soguk bir golgede kaldiklarini gordum, hangisi iyi diye dusundum, sabah gunesi? aksam gunesi? fatura yatirmak icin ciktiginda kafani isitan oglen gunesi. belki de kinyas ve kayrayi birakmam lazim.


Eve geldim, suyu actim, kombi bozuk oldugu icin soguk akicakti tabii ki su, ama kombi benim ufak artistliklerimden hazetmezmis gibi yandi, sonra su tekrar sogudu, bilgeyi arasam mi diye dusundum ya da ebruyu, ama bunu uzatmamam gerekirdi. 


Belki hayatimin onemli diger o sunu arayip aglayabilirdim. Simdilik hepsinden vazgectim. Kafamin icindeki diger ben takilsin kendi halinde, icerde buyuk ihtimalle 85 ciltlik roman yaziyor ama ben ders calismaliyim.


İnsanlar buyuduklerini dusundugunde gunluk yazmayi birakirlar. Ben simdilerde yeniden gunluk yazmaya basliyorum, evet buyudum ama bedenen.. Zihnimi serbest birakmak icin dusuncelerimi kagitta zaptetmem lazim. Sadece agzimi acip kagida sicramalarina izin vericem ve agzimi kapaticam. Sonrasinda da rahat olmayi diliyorum. Gunluk yazicam evet, ya da saatlik, belki 'iki gunde bir'lik..

Müziğin 2006

Müziğin ihtişamını hissetmek. Gözlerini kapatıp bulutların üstünde olmak. İki elin parmaklarının mükemmel uyumu. Tercihler. Gönüllü vazgeçmeyle gönülsüz vazgeçme arasındaki ikilem. Aktif pişmanlık? İnsanlığın beyin okuyamama ezikliği. Herkesin aslında her şeyi hissedebilmesinin/yaşayabilmesinin mümkün olması ama zamanlamanın tutmaması. A.M.Zadeh çalarken saniye farklarının yarattığı uyum..Hayatta böyle olmaması..Filmlerde iki kişi ayrılırlar, biri arkasını dönüp bakarken diğeri yürümektedir, sonra o dönüp baktığında, o 'biri'dönmüştür sırtını, yürüyordur. İşte hayat bundan ibarettir aslında. Belki de hayata geliş saatlerimiz oranında bir saat farkıyla hissediyoruz/yaşıyoruz. Piano sesi..su sesi..Ayrılış..Ayrılamayış. Arkana dönüp baktığında ordadır. Yanına gelir, gözyaşlarını onun dudaklarında bırakırsın. Seviş periyotlarınız bile farklıdır. Suya atlarsın. Sonra da piyano sesine gidersin. Yöneliş..Piyano sesine, usta parmaklara yöneliş. Hayatı kolaylaştırmayı başaramamak. Mekanik atacağın adımlara bile binbir karmaşa eklemek. Yorulmak. Ama haketmek. Ya da müstehak olmak.

Eskişehir 2006

Eskişehir..Ayda bir kez burdan geçtiğim düşünülürse yılda 12, 4 senedir Ankara'dayım, 48. geçişim buralardan. Tabii ki Susam benim kadar eski değil. Onun da 10uncu geçişi olmalı. Aşağıdan bana küfürler yağdırdığını duyuyor gibiyim ama benim yolculuğum da üstte firstclass geçmiyor. Önümde oturan kız hala sevgilisini geride bıraktığı için gözyaşı döküyor. Ben onu 3 saat önce yaptım, şimdi pizza kraker yiyorum, ikişer
ikişer. Evvet ona el sallarken gözlerim doldu. İşte bana bunu yapıyor. Ona ait hislerim onun sayesinde bir tahtıravallinin iki ucunda sallanıyor. Ona kendimin son dakika haberlerinden bahsettim, gösterdiğim 'ben'den farklı bir şeyler olduğunu içimde. Bazen kendi kendime polisiye oynayıp eğlendiğimi, kahveyi az ve yoğun sevdiğimi, insanlardan uzaklaştığımı düşünürken onların içinde olduğuma sevinişimi.


Ben kıyı kıyı dolaşıyordum, onda çok uzun kaldım ve zaman zaman açılmak istediğimde beni geri çağırıyor ve ben de korkmuş geri dönüyor oluyorum. Açılma teşebbüsümün sonucu önemli değildi, açılma isteğim önemliydi ama onu şimdilik zamanaşımı süresine bırakmak istiyorum. 


Yanımdaki teyze emekli felsefe öğretmeniymiş. Arada birkaç bişi söylüyor, ona katılıyorum. Sonra hala söylediği şeyle ilgileniyormuş gibi camdan dışarı bakıp dalıyorum. Sonra devam ediyorum yazmaya.


Elimde kişilerle ilgili A4 kağıtları var. Sıraya koyayım düzenliyim diyorum, bazı kağıtlar kenarlarından birbirine geçmiş, bazıları da üst üste biniyor. Kesişim kümeleri kendilerine eşit kağıtlar.


Kramelli diye ağzıma attığım şeker portakallı çıkıyor. Arkada ağlayan çocuk susamın çıkarabileceğinden çok ses çıkarıyor. 


Aşılarının da tam olduğunu sanmıyorum. Yine de gidiyoruz işte, Bursa'ya..

Saat 2010

Saat hep 22:10'da takılı kalacak diye korktum. Zaman geçmeli ki beni aramalısın.

Benden korkuyor musun acaba?

Saplantılı olduğumu düşünüyor musun? Saplandım mı?

Yakası geniş bir elbisenin ve ince bir boyunun beni düşündürmesi gibi, seni sıradan bir elbise, sıradan bir insan gibi düşünemiyorum.
İnsan kendi yaparmış bunu. Yemek yapar gibi.
Şimdi yağmur yağsa..
Süper kahraman olduğun düşüncesi. Beni paranoyakça değil aklı başında sevişin. Kendi paranoyamın yüzüme vuruşları.
İyi düşünen ve iyi olmasını dileyen bir sen,
ve ilk soru işareti ya da boşluğu en kötüsüyle dolduran ben.
Ne hastalıklı bir şey..
Hastalığım sana da bulaşır mı?
İyileşmem için senin bu yükü biraz alman gerek belki de benden.
Çok sıcak..Yağmur yağsa şimdi..
Film izliyorum. Yağmur yağıyor orda. "Roma'dayken hep önümden yürür, hızına ayak uyduramazdım. Ben de durur, onu arkasından seyrederdim. Omuzlarının hareketini, kalabalığa karışmasını, orada değilmişim gibi, neden bilmiyorum ama ağlayasım gelirdi. Sonra arkasını döner ve bana gülümser, ona yetişirdim."