Bir parcam var, benden uzakta yasar. Bir elmanin iki yarisi gibi degil, ayni cuvaldaki iki elma gibi degil, farkli agaclarda yasayan ama hep birbirine bakan elmalar gibi. Ya da karpuz..farketmez.
Minicik bedeninde kopan firtinalari hissederim. Sokaklarda yururken kizginligi kadar kiloyla asfalta basan ayaklarini. Anlarim ya da anlayamam ama bilirim gecislerini, duraklamali ya da transit, seyahat halindeki dusuncelerini.
Ayda bir ya da iki ayda bir yaptigimiz bulusmalarda, 8 tane banki kendi iclerinde kombine ederek, onumuze kah dagi kah sehri alarak saatler sonra da gunler deviririz. Bize anlam katan onlarca sarki vardir, ozenle secilmis, ayri ayri olusturulmus ve birlestirilmis. Bizim onlari degil de onlarin bizi dinledigini dusundugum bir suru sarki..
Astral yolculugun daha paylasimci olanini uygulariz, ruhlarimizi kaldiririz uykularindan 'hadi atla, gidiyoruz!' der biri digerine. Gezgin ruhlarimiz yol masrafi olmayan bu yolculuklara bayilir. Belki Kambocya-Vietnam ya da Arjantin-Brezilya seferlerine katilamadik ama uhrevi benzinimizle yine de guzel yerlere gittigimizi soyleyebilirim.
Topraktan gelmistir ama topraga bagimli yasamak pek de hosuna gitmez. Yerkurenin hemen altindan bizi miknatisla kontrol eden guce direnmek ister. El yazisi gibi kisiye ozel bir uzantisi olsa herkesin, notalardan olussa, onunki arpejlerden olusurdu belki de. Bu sadelige ve yumusakliga inat bazen bolsevik idealistleri gibi sorgulayislari, bas kaldirislariyla gelir sekiz banktan birine.
Cikolatayi cok sever, onceden de dedigim gibi o dondurmasini cikolatali yer ben karamelli. 'cok tatli olmuyor mu karamelli?'der. Fikirlerime deger verir, kalabalik bir monuden icecek secerken bana ters dusmez.
Huzur onu rahatlatir. uzaktan, bir odadan bir odaya evin temeline hicbir baski yapmayan hafiflikteki adimlarini hissederim.
Hayallerimize ne kadar yaklasmisizdir tartisilir ama heyecan ve sikintiyla gelen ani dusunceleri, sonradan donustugu sakin sekliyle ona daha cok yakisir. Bazi durumlar onu spiral gibi icine ceker. Bazi durumlarda da kendi, donerek gelen firtinayi icine ceker. Kendi doner, basi doner, nevri doner, dusucek dedigim anda bir nefes ceker icine ve kaldirir basini. Bekler, bekler..Odadan odaya gecer. Sokaklari solur. Notalari yakalar, en sakin aninda dusundugu seylerle, aldigi kararlarla en makulunu yakalar.
Alisverisi cok sever, arada 'artik o kadar onemli degil benim icin' dese de bir pantolon, bir de tisort onu kendine getirir. teknik detay onemli degildir onun icin. bilimsel sebeptense duygusal sonuc agir basar.
Birbirimizin karsisinda buzlu camdan olusmuscasina seffafizdir. gulerken catlatiriz bazen cami, aslinda edebi yonunu bir kenara birakirsak gotu dagitiriz iste.
O yurumeyi sever ben dolmusa binmeyi. ama ben istedigimde beni kirmaz dolmusa biner, o istediginde ben de yururum. Yemek yemeyi cok sevmez ama aclik krizlerimde hep yanimdadir. O small giyer ben medium, ama rica etsem bir beden buyuk alir tisortunu ben de giyebileyim diye. İdeale yaklastirir boyle fedakarliklar iliskimizi. pek mutlu oluruz beraberken. aglasak da gulsek de.
Sikinti denilen sey, kaynama noktasina ulasmis bir su gibidir onun yaninda, anlatirsin, dinletirsin, ucar gider. Cozum yollari onemini yitirir, bilmesi bile sorunu emmesi demektir. Ben anlattim biraz da o dusunsundur artik.
Biz iki parca enteresan bir bilesimizdir, farkli sehirlerde farkli agaclarda yasariz ama birbirimizi toprak yakinliginda hissederiz. Aylik randevularimizi da hic aksatmayiz. Bir arada mutluyuzdur, bazen sebepleri farkli da olsa sonucta ortak paydaya biner, ruzgari da arkamiza alir ucarak gideriz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder