Eskişehir..Ayda bir kez burdan geçtiğim düşünülürse yılda 12, 4 senedir Ankara'dayım, 48. geçişim buralardan. Tabii ki Susam benim kadar eski değil. Onun da 10uncu geçişi olmalı. Aşağıdan bana küfürler yağdırdığını duyuyor gibiyim ama benim yolculuğum da üstte firstclass geçmiyor. Önümde oturan kız hala sevgilisini geride bıraktığı için gözyaşı döküyor. Ben onu 3 saat önce yaptım, şimdi pizza kraker yiyorum, ikişer
ikişer. Evvet ona el sallarken gözlerim doldu. İşte bana bunu yapıyor. Ona ait hislerim onun sayesinde bir tahtıravallinin iki ucunda sallanıyor. Ona kendimin son dakika haberlerinden bahsettim, gösterdiğim 'ben'den farklı bir şeyler olduğunu içimde. Bazen kendi kendime polisiye oynayıp eğlendiğimi, kahveyi az ve yoğun sevdiğimi, insanlardan uzaklaştığımı düşünürken onların içinde olduğuma sevinişimi.
Ben kıyı kıyı dolaşıyordum, onda çok uzun kaldım ve zaman zaman açılmak istediğimde beni geri çağırıyor ve ben de korkmuş geri dönüyor oluyorum. Açılma teşebbüsümün sonucu önemli değildi, açılma isteğim önemliydi ama onu şimdilik zamanaşımı süresine bırakmak istiyorum.
Yanımdaki teyze emekli felsefe öğretmeniymiş. Arada birkaç bişi söylüyor, ona katılıyorum. Sonra hala söylediği şeyle ilgileniyormuş gibi camdan dışarı bakıp dalıyorum. Sonra devam ediyorum yazmaya.
Elimde kişilerle ilgili A4 kağıtları var. Sıraya koyayım düzenliyim diyorum, bazı kağıtlar kenarlarından birbirine geçmiş, bazıları da üst üste biniyor. Kesişim kümeleri kendilerine eşit kağıtlar.
Kramelli diye ağzıma attığım şeker portakallı çıkıyor. Arkada ağlayan çocuk susamın çıkarabileceğinden çok ses çıkarıyor.
Aşılarının da tam olduğunu sanmıyorum. Yine de gidiyoruz işte, Bursa'ya..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder