Çeşidi ne olursa olsun bir ilişkinin ilk birkaç ayı önemliymiş. İnsan o aylarda verdiği tepkilerle, yansıttığı karakteriyle 'mim'lenirmiş. Yaptığı hatalar, taşkınlıklar, yaşadığı gel-gitler onun değişmeyen özellikleri sanılırmış.
Sonrasında durulmuş, kırılmış, susmuş, huzur vermiş..Önemli değilmiş. İlk anlaşmazlıkta 'zaten'le 'hep böyle oluyor' ile devam eden cümleler duyarmış.
Bırakmak istermiş o an. Arkadaşlık, sevgililik, dostluk ne içinmiş ki? Yanında olmaya çalışmak, onu dinlemek, ama ilk sıkıntıda kendisine anlatılan insanlarla aynı kefeye konmak.
'Hep öyle olsa' bile 'zaten' olsa bile tolore edilmesi gereken bir ilişkide nedenmiş ki bu tahammülsüzlük?
Nasıl bu kadar kolay, bir anda, bir kelimeyle itebiliyormuş karşıdakini öylesine içine çekmişken?
Sonrasında üzülmenin en samimi halini yaşarmış. Hayal kırıklığıyla gelen sessizlik..
İfade edemeyişler. Sıkışmışlık hissi. Her yerden önünün kapanması.
Samimiyetin en üzgün hali.
Cumartesi, Eylül 18, 2010
Çarşamba, Eylül 01, 2010
Sağ-Sol Meselesi
Sokaktaki insanlar evet ile hayır arasında gidip gelirken, ben günlerimi sağ omzumdaki iyiniyet ve sol omzumdaki hinlik arasında geçiriyorum.
Bir uçtayken hiç diğerinde olmamış, diğerine geçtiğimde de ötekinde bulunmamış hissederek, farklı anlamlarda gülümsemeler biriktiriyorum.
Sonra günün en güzel kısmı geliyor. Penceresinden içeriye serinlik akan odada yatak değilmiş de su imişçesine bırakıyorum kendimi uykuya, yüzümde mutlu bir u harfi. Neyin yorgunluğu olduğunu bilemeden beyin yorgunluğu olduğuna kanaat getiriyorum.
O oda, melekle şeytan arasındaki sıkışmışlığa ortopedik çözümler sunuyor. Su üstünde vicdan dalgalanmaları.. Karakter seçemeyip domates seçmek. Evin serin odası, otobüsün klimalısı, kahvenin kremalısı, etin çok pişmişi, çatalın (kahvaltı bile olsa mevzu bahis) büyüğü..
Böylesine seçici oluyorum.
Bir uçtayken hiç diğerinde olmamış, diğerine geçtiğimde de ötekinde bulunmamış hissederek, farklı anlamlarda gülümsemeler biriktiriyorum.
Sonra günün en güzel kısmı geliyor. Penceresinden içeriye serinlik akan odada yatak değilmiş de su imişçesine bırakıyorum kendimi uykuya, yüzümde mutlu bir u harfi. Neyin yorgunluğu olduğunu bilemeden beyin yorgunluğu olduğuna kanaat getiriyorum.
O oda, melekle şeytan arasındaki sıkışmışlığa ortopedik çözümler sunuyor. Su üstünde vicdan dalgalanmaları.. Karakter seçemeyip domates seçmek. Evin serin odası, otobüsün klimalısı, kahvenin kremalısı, etin çok pişmişi, çatalın (kahvaltı bile olsa mevzu bahis) büyüğü..
Böylesine seçici oluyorum.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)