Sokaktaki insanlar evet ile hayır arasında gidip gelirken, ben günlerimi sağ omzumdaki iyiniyet ve sol omzumdaki hinlik arasında geçiriyorum.
Bir uçtayken hiç diğerinde olmamış, diğerine geçtiğimde de ötekinde bulunmamış hissederek, farklı anlamlarda gülümsemeler biriktiriyorum.
Sonra günün en güzel kısmı geliyor. Penceresinden içeriye serinlik akan odada yatak değilmiş de su imişçesine bırakıyorum kendimi uykuya, yüzümde mutlu bir u harfi. Neyin yorgunluğu olduğunu bilemeden beyin yorgunluğu olduğuna kanaat getiriyorum.
O oda, melekle şeytan arasındaki sıkışmışlığa ortopedik çözümler sunuyor. Su üstünde vicdan dalgalanmaları.. Karakter seçemeyip domates seçmek. Evin serin odası, otobüsün klimalısı, kahvenin kremalısı, etin çok pişmişi, çatalın (kahvaltı bile olsa mevzu bahis) büyüğü..
Böylesine seçici oluyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder